40 yıl önce, 170 fabrikadan 80 bin
işçi, sınıf sendikalarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir yasanın Meclis’te
kabul edilmesi üzerine yürüyüşe geçmişlerdi. Kısa sürede kalkışmaya dönüşen ve
yüz binleri kucaklayan eylemler, işçi sınıfının siyasetteki varlığını ve yerini
bir daha unutturmamacasına ortaya koydu.
İşçi sınıfının mücadeleci
kimliğinin görkemli dışa vurumu olan 15-16 Haziran, kapsamı ve niteliği
itibariyle de en büyük, en militan, tarihsel ve siyasal sonuçlarıyla en önemli
işçi eylemi olarak Türkiye işçi sınıfı tarihine bir doruk noktası olarak adını
yazdırdı.
Büyük kalkışmanın arka planı
Mücadeleci tutumları nedeniyle
Türk-İş’ten atılan beş sendika tarafından 1967 yılında kurulan DİSK, kuruluş
bildirgesinde amacının "sadece işçilerin ekonomik çıkarlarını gözetmek
değil, ülkenin ekonomik, sosyal ve politik gündeminde tabanın söz ve karar
sahibi olmasını sağlamak" olduğunu belirtmişti. Daha kuruluşunda
sermayenin tepkisini çeken DİSK, kısa bir süre sonra üye sayısı yüz binlerle
anılmaya başlayınca, birçok engelleme çabasıyla karşılaşmaya başladı. Bu
çabaların son halkası ise AP ve CHP’nin ortaklaşa hazırladığı “274 Sayılı
Sendikalar Yasası" ve "275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt
Yasası"nda değişiklik öngören tasarının meclis gündemine getirilmesi oldu.
Dönemin Türk-İş Genel Başkanı Halil
Tunç, DİSK'in örgütlenmesine karşı yaptığı konuşmada "İşçilere sınıf şuuru
değil, milli şuur yararlıdır" diyordu. Amaç, ilerici bir konfederasyon
olan DİSK'in ortadan kaldırılması, işçilerin devlet konfederasyonu olan
Türk-İş'e kaydırılması, işçi yurtseverliğinin milliyetçilikle ikame
edilmesiydi. 11 Mayıs'ta Türk-İş'in 8. Genel Kurulu'nda konuşan AP'li Çalışma
Bakanı ve eski Türk-İş yöneticisi Seyfi Öztürk, "Yakında DİSK'in çanına ot
tıkanacak. DİSK varken Genel Grev hakkını tanımamız mümkün değildir.
İdeolojilerin aleti olan sendikalar temizlenecek" ifadelerini kullanmıştı.
On binler yüz binlere karıştı
15 Haziran Pazartesi sabahı, DİSK
Yürütme Kurulu üyelerinin de hiç beklemediği bir olay gerçekleşti. Her iki
hatta da (Kocaeli-İstanbul) kritik önem taşıyan tüm işletmelerde hayat durdu.
AEG-Eti, Aksan, Arçelik, Auer, Aygaz, Bürosan, Çelik Endüstrisi, Çelik Hâlât,
Chrysler, Cibali Tekel Kutu, Demirel Kollektif Şirketi, Derby Plastik, Devlet
Malzeme Ofisi, EAS Akü, Elektro-Metal, Esaş, Eternit, Gıslavet, Gazal, Grundig,
Haymak, Hoover, Koruma Tarım İlaçları, Magirus, Makine-Tarım, Mutlu Akü,
Otosan, Philips, Profilo, Rabak, Singer, Simko, Simso, Sungurlar Kazan, Şakir
Zümre, Türk Demir-Döküm, Türk-Kablo, Türkeli, Uzel Traktör ve diğer
işyerlerindeki işçiler, saat 9-10 sularında iş bıraktılar.
İşçiler, iş kıyafetleri ve
ellerinde çeşitli pankartlarla caddeleri doldurdu. İşçilerin İzmit'te iki ve
İstanbul'da dört ayrı koldan yürüyüşe geçmesiyle birlikte Türkiye’nin iki büyük
kentinde yaşam durdu. Hükümetin ve Türk-İş yetkililerin beklemediği diğer bir
olay ise Türk-İş’e üye çok sayıda işçinin de DİSK’i savunmak üzere direnişe
katılması idi. İşyerleri bazında yapılan bir incelemede ortaya çıkan rakamlara
göre, eyleme katılan işletmelerin neredeyse üçte ikisinde Türk-İş'in örgütlü
olduğu, ölen üç işçiden ikisinin, yaralı 30 işçiden ise 22'sinin Türk-İş'e
bağlı bulunduğu ortaya çıkıyor.
16 Haziran'da direniş büyüyor
16 Haziran’da direniş büyüyerek
devam etti. Taksim’e doğru çeşitli kollardan yürüyenlerin sayısı yüz binleri
aştı. Yollarda barikatlar kurulmuş, köprü ve vapurlar iptal edilmişti. Bu
sırada Kadıköy yakınlarında işçilerin üzerine ateş açılması sonucu üç işçi
hayatını kaybetti. Mehmet Gıdak, Yaşar Yıldırım ve Mustafa Baylan...
Sıkıyönetim ilan edildi
İşçi sınıfının yüz binlerle sokağa
dökülmesi ve kararlılığı karşısında saldırıya geçen hükümet ilk olarak,
İstanbul ve Kocaeli'de sıkıyönetim ilan ederek sokağa çıkma yasağı koydu.
Sıkıyönetim Komutanlığı’na, Birinci Ordu Komutanı Kemal Atalay getirildi.
Sıkıyönetim ilk iş olarak, aralarında DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, Genel
Sekreter Kemal Sülker ve Maden-İş Yürütme Kurulu üyelerinin de bulunduğu 130
kişiyi gözaltına aldı.
İstanbul ve Kocaeli'nde hızlı bir
gözaltı süreci başladı. Fabrikalar askeri birliklerce kuşatıldı. Çoğu işçi
gözaltına alınırken, altı bine yakın işçi işten çıkarıldı. İşçileri kapsamlı
saldırılar devam ederken Türk-İş yayınladığı bir bildiriyle 15-16 Haziran
olaylarını kınadı. Tüm bu baskılara rağmen, direnişi izleyen günlerde özellikle
DİSK’in örgütlü olduğu işyerlerinde iş yavaşlatma ve üretimi durdurma eylemleri
devam etti.
Sıkıyönetimin ilanının ardından
İstanbul'da iki ayrı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi kuruldu. 3 aylık sıkıyönetim
süreci boyunca, gerek 15-16 Haziran olayları ile ilgili olarak, gerekse
sıkıyönetim içerisinde meydana gelen olaylardan dolayı, çoğunluğu işçi ve
öğrencilerden oluşan 260 kişi hakkında 69 dava açıldı. Sıkıyönetim Askeri
Mahkemeleri tarafından verilen cezalardan en ağırı, 1 yıl hapis oldu. DİSK
yöneticileri de yargılanmalarının ardından üç aylık tutukluluk süreci
yaşadılar.
Eylemlerin ardından, son onaylama
merci olan Senato'nun gündemine gelen yasa tasarıları, CHP'nin tavrını
"yapılmak istenen değişikliklerin gerçekte olumlu bir amaca yönelmiş
olduğu, ancak bazı eleştiriler üzerinde durulması gerektiği" şeklinde
değiştirmesi sonucunda yeniden görüşülmek üzere, 24 Temmuz tarihinde tekrar
Meclis’e gönderildi. Ancak tasarı, 29 Temmuz tarihinde senatonun üzerinde
yaptığı değişikliklerle bir kez daha kabul edilerek yasalaştı. Buna karşı TİP,
tasarının veto edilmesi için ihtarda bulundu ancak olumlu bir sonuç alamadı.
DİSK, yasanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylandığı günü, 6
Ağustos'u "kara gün" ilan etti. 22 Ağustos 1970 tarih ve 13577 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanan kanun değişikliği tasarısı yürürlüğe girdi. Kanunun
iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuran TİP ve CHP'nin iptal istemleri haklı
bulundu. Anayasa Mahkemesi, 9 Şubat 1971 tarihinde yasayı iptal etti. Bu
tarihten bir ay sonra, 12 Mart 1971'de, ordu tarafından muhtıra verildi.
Muhtıra ile birlikte, 1961 Anayasası ve diğer yasalarda değişiklik ve kısıtlama
süreci başlarken, tutuklama ve yargılamalarla işçiler ve sol sindirilmeye
çalışıldı.
15-16 Haziran deneyimi bugün de
işçilere ışık olmaya devam ediyor. İşçi sınıfının sendikal alana ve ekonomik
mücadeleye sınırlanmaya mahkum olmadığını ilan eden işçiler mücadeleleriyle tüm
kısıtlara rağmen kazanılabileceğinin örneklerini yaratmaya çalışıyorlar.
Şanlı 15-16 Haziran direnişini anımsa ,ve bak gör geçmişe değişen bir şey olmadığını bak gör ve tanı bunu, tanı ki insanca bir yaşam içi mücadele etmenin bir zorunluluk olduğunu gör ey halk !
kurtuluşun apaçık ortada KAVGADA, MÜCADELEDE, ve sonucunda SOSYALİZMDE.
geleceğin için çoçukların için ülken için HESAP SORMA ZAMANIdır EY HALK UYAN!!!
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.