Büyük şairimiz Nâzım Hikmet'i,
ölümünün 47'nci yılında, özlemle, saygıyla anıyoruz...
Dedesinden Nâzım’ı, babasından
Hikmet’i alır 1902’de Selanik’te doğan bebek. İstibdattan bunalan baba,
dışişleri memurluğundan istifa edip Halep’e göçürdüğünde aileyi, daha kundakta.
Halep’te vali bir dede, ama “hürriyetçi”, sürgünden sürgüne gidip duruyor.
Diyarbakır. Ne yapsalar geçim derdi karşılarında. İstanbul’un Kadıköy’ü. Küçük
Nâzım’ın kafasında camdan teyyareler, sarı defterinde şiirler, ellerinde resim
boyaları. Ve Nişantaşı Sultanisi’nden her yıl “aferin varakası”. 11 yaşında
yazdığı ilk şiiri “Feryâd-ı Vatan” olan bir çocuk. Birinci Dünya Savaşı.
Dayısının, Çanakkale’de İngiliz emperyalizmince öldürüldüğünün bilincine
varışla şekillenen şiirler…
1920. İstanbul işgal altında. Umut
Anadolu’da. Bir veda şiiri bırakıyor babasına: “Git bugün o ıssız yollarda ağla
/ Dört yıldır her yerde can verirken ilk / Bak bugün mukaddes duygularınla /
Sana sus derlerken… Haykır!.. ey gençlik.” Kuvvayı Milliye’ye silah ve cephane
kaçıran bir örgüt eliyle İnebolu. Farklı bir dünyayla tanışma. 1921’de Bolu
Sultanisi kısmı iptidai muallimi. şeyhler, ağalar, mollalar. “Bu kara kuvvetin
kara elleri / Böyle sarılırken boğazımıza / Gönüllerimizde bir o hırsıza / Hâlâ
veriyoruz kutsî bir yeri.” Sevilen öğretmen, sürekli izlenen bir çıban başıdır
artık. Şiir, tarih, felsefe. Adını ilk kez duyduğu Mustafa Suphi’lerin
katledildiği haberi. Kafasında uyanan sorular. Bulduğu yanıtlar. Göğsünde 15
yara, kalbi çarparak Rusya yolunda.
Doğu Halkları Emekçileri Komünist
Üniversitesi’nde (KUTV) siyasal bilimler öğrencisi. 19 yaşında… “Benim ilk
çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım / 19 yaşım / Sana anam gibi hürmet ediyorum /
edeceğim/ Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum / gideceğim / Benim ilk
çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım / 19 yaşım… /… / Köpüklü şahlanışların dönüm
yeri.. / Dünyanın altıda biri; / kan içinde doğuran ana.. / İstasyondan
istasyona / yalınayak / tankları kovalayarak / açlıkla yarış... / Şarkıların
boyu kilometre / ölümün boyu bir karış... / Kafkas; / güneş / Sibirya; / kar / Seslenebildiğiniz
kadar ses- / -lenin / 24 saatte 24 saat Lenin / 24 saat Marks / 24 saat Engels
/ Yüz dirhem kara ekmek, / 20 ton kitap / ve 20 dakika şey! /...”
Sonrasında, hep 19 yaşında.
Lenin’in ölüsü başında nöbetçiyken, yıl daha 1924’ken, “Kalbe bir bıçak gibi
giren hâtıraların / dilsiz olduklarını anlıyorum / Kar yağıyor / ve ben
hatırlıyorum” diyecek kadar büyümüş, çok şeyler yaşamış bir genç adam. “Köpüklü
şahlanışların dönüm yeri” demesi, bundandı…
1925. Memleketinde. 19 yaşının
namusunu korumaktan, boynunda 15 yıl zindan hükmü asılı, kaçak. Mühürdar
açıklarında bir taka, içinde tayfa giysili Nâzım. “Burjuvanın tokadına yüzümü
uzatamam!” 25 kilometreden pırıl pırıl Moskova.
1928. Genel af. Yeniden memleketi,
memleketinin “pasaportsuz yurtdışına çıkış”çıklık bir hapishanesi.
Sonra, 1929 gelir, o 19
yaşındayken. “835 Satır” yayınlanır. Edebiyat, şiir, siyaset bu andan itibaren
eskisi gibi olamayacaktır. Nâzım’ın şiiri, ülkeyi kuşatır. Hele o türkü! O
toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Topraktan, ateşten, sudan, demirden
doğanların…Ölülerinin matemini tutmaya vakti olmayanların… “Güneşi
zaptedeceğiz”… Hemen arkasından, KUTV’dan arkadaşı, Çinli devrimci, Si-Ya-U’nun
anısına yazdığı destanın kitaplaşması: Jokond ile Sİ-YA-U. Bundan böyle, Türkiye,
dünya şiirine en kıymetli evladını armağan etmiştir. Hiçbir ülkede şiir tarihi
çalışmaları, onun adı geçmeden yazılamayacaktır.
19 yaşındadır Nâzım, artık tepeden
tırnağa bir kavga olarak geçen ömrü boyunca. Şiirler yazacak, oyunlar,
makaleler, senaryolar yazacak, putları devirecek, dışarıdan çok içeride
kalacak, hep ama hep halkın safında olmanın gençliğini yaşayacaktır.
Kellesini kurtarıp nida ve sual
işaretlerinden, bir büyük kavgada açık ve endişesiz girmiştir safına. TKP’si
vardır. Oğlunu bile emanet edeceği partisi. Topraktan öğrenip kitapsız bilen
köylüsü vardır. Karabük’te çelik döken, Bursa’da havlu dokuyan işçisi vardır.
Dünyanın dört bir yanında, aynı ekmek, aynı hürriyet için dövüştüğü, yüzünü
görmediği dostları vardır. Madrid kapısında onun için dikilen, kar altındaki
nöbetçiye yün çorapla karşılık verebilsedir. Dünyanın dört bir yanında
düşmanları vardır. Gizenga’yı öldüreceklerdir, Taranta Babu’yu. Sermayenin,
emperyalizmin kanına susamışlığını ilan eder. Ülkesi vardır, canından çok
sevdiği. Ülkeleri vardır, ülkesinin yarınını bugünden yaşayan vatandaşlarından
olduğu. Aşkları vardır aşkları. Yegân yegân insanlık beyanıdır...
Böyle bir saf tutuşun şiiriyle
büyüdükçe büyüyen bir Nâzım Hikmet’in hep 19 yaşında kalmışlığının sırrını
açıklar belki de, taşların, denizin, insanın gözündeki kederi, ansızın
sevinmeyi, yağmuru, hapiste yatmayı, ulaşılmazları , hasretleri sevmesine
şükreden dizeleri.
Tarihleri sıralayabilir,
yolculuklarını, yazdıklarını, mapusluklarını, sevdalarını kronolojiye
dökebilirsiniz. Sonuç, 19 yaşında bir komünistin kavgası, mutluluğun bedelini
ödemekten yüksünmemesi, şiire vurulan damgadır.
3 Haziran 1963. 19 yaşında
ölmüştür. Moskova’da. Yüreğinde bir memleket sızısı. “Moskova 19 yaşım, 60
yaşım, öğretmenim, yoldaşım” dediği yerde bile, bir sızı… Bahar yağmurlarının
bile silemediği…
Karşımdasın işte... Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni. Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim. Tıkandığım o an, Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte, Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim. Ellerim boşlukta, ben darda kaldım. Ellerim buz gibi, ben harda kaldım. Bir senfoni vardi kulağımda çalınan, bitti artık hepsi... Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme. Bakış açım belli oldu yine. Geride kalan, ardından bakar gidenlerin. Bir meltem olacak rüzgarim dahi kalmadı benim. Dağlara çarptım her esişimde. Yollara küfrettim her gidişinde. Demiştim sana hatırlarsan: "Önemli olan ''zamana birakmak'' değil, ''zamanla bırakmamak''tır.." Simdi bana, geçen o zamanın Unutulmaz sancısı kalır Gittigim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...
Nazım Hikmet Ran
Nazım ustamıza SAYGIYLA SEVGİYLE ÖZLEMLE
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.