Bu mektup Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanlığı'na seçilmeniz üzerine bir kutlama mesajı yazma ihtiyacı ile
kaleme alınmadı. Riyakarlığın neredeyse kural haline geldiği bir ortamda
karşılığı olmayan nezaket gösterilerine soyunacak değiliz. Bugün siyasette en
fazla gereksinilen niteliklerden birinin samimiyet
olduğunu mutlaka kabul edeceksinizdir.
Türkiye Komünist Partisi, on
yıllardır yasaklarla, yalanlarla, terörle yok edilmeye çalışılan bir siyasal
akımın temsilcisi, daha önemlisi bir işçi sınıfı partisi olarak açık,
tereddütsüz, ilkeli bir mücadele sürdürmek ve bu mücadelenin gerektirdiği
medeni cesareti göstermek durumundadır.
Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk
Partisi'ne ve onun genel başkanı olarak size başarı dileme ikiyüzlülüğünü
gösteremeyiz. TKP, kendi program ve hedefleri olan bir partidir ve halkımıza
yoksulluk, onursuzluk ve baskıdan başkı bir şey sunmayan sömürü düzenini
devrimci bir müdahaleyle sonlandırmak için faaliyet göstermektedir. Burada
başkanlığını üstlendiğiniz Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal varlığı ile
karşı cephelerde olduğumuz açık.
Ancak yine ikiyüzlü
davranmayacaksak, Türkiye'nin yoksulluk, onursuzluk ve baskıya mahkumiyetinden
rahatsızlık duyup, umut arayan geniş bir kesimde sizin genel başkanlığınızın
yarattığı heyecanın asla küçümsenmemesi gerektiğini de söylemek durumundayız.
Bu heyecandan rahatsızlık
duymuyoruz.
Türkiye'de AKP iktidarında
cisimleşen ama asla ona indirgenemeyecek olan karanlık döneme karşı toplumun
geniş bir kesiminin ayağa kalkma çabası içine girmesi, içi nasıl doldurulursa
doldurulsun bu arayışın "sol"da tanımlanması sevindirici bir
gelişmedir.
CHP'deki yönetsel değişim, Türkiye
siyasetine ve toplumsal/kurumsal yapılara dönük yürütülmekte olan kapsamlı
operasyonun bir uzantısı olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan (söz konusu
değişim) bununla açıklanamayacak ve bu sınırlar içine hapsedilemeyecek
toplumsal dinamikleri de harekete geçirmiştir.
Henüz konuşmak için erken olmakla
birlikte, düne kadar birbirinden kopmuş, birbirine sırtını dönmüş ve farklı arayışlara
girmiş ideolojik eğilimlere aynı anda canlılık katmak gibi özgün bir misyon
yüklenmiş durumdasınız. İşin gerçeği, bu misyonu size yüklediler ve "aynı
anda her şey olan", hem ulusalcıları hem de liberalleri heyecanlandıran,
bir CHP için düğmeye bastılar.
Karşıt gibi gözükseler de,
liberalleri ve ulusalcıları birbirine bağlayan güçlü bağlar olduğunu yıllardır
söylemekteyiz. Bu bağlar "piyasa"nın damgasını yemiştir. Kapitalist
yolun dokunulmazlığı, Türkiye'de sosyalistler, komünistler dışındaki bütün siyasal-ideolojik
akımların tutkalıdır. Bunu hatırlatırken maksadımız hakaret etmek değildir.
Gerçek bu ve şimdi CHP, emekçi
sınıflara eşi benzeri olmayan şiddetle saldıran AKP hükümetinin başından beri
büyük bir beceriyle sürdüregeldiği "ezilenleri temsil" iddiasını
"sol" adına boşa çıkarmaya soyunurken, ortaya sizin kişisel sorununuz
olmayan büyük bir çelişki çıkmaktadır.
Türkiye'nin AKP ve yandaşlarından
ibaret olmayan liberal güçleri, uzun bir süredir "sol"a istedikleri
biçimi vermek için çaba harcıyorlar. Solun gericiliğe boyun eğen, emperyalist
kuşatmayı kabullenen, piyasanın kutsallığını ilan eden bir çizgiye çekilmesi ya
da böyle bir çizgiyle anılması için her yolu deniyorlar.
Solun evrensel değerleri vardır,
solun yıllarca sol olmayanlar tarafından kirletilmeye kalkılmasına karşın, bir
kavram olarak da değeri vardır. Değerlerimize dokundurtmayacağımızı kanıtlamış
bulunuyoruz. Türkiye'de solun eşitlikçi ve özgürlükçü misyonunun,
anti-emperyalist, kapitalizm karşıtı ve aydınlanmacı karakterinin silikleştirilemeyeceği
herkes tarafından anlaşılmış olsa gerek.
Bu anlamda sola dönük andığımız
kapsamlı operasyon boşa çıkarılmıştır.
Sayın Kılıçdaroğlu,
Sizin niyetleriniz ne olursa olsun,
bugün CHP'ye bu kez benzer bir operasyonda rol biçiliyor.
Adaylığınız ortaya çıktıktan sonra
yaptığınız açıklamalar, CHP kurultayındaki konuşmanızın bu role uygun düşmesi,
sola ait kavram, hatta sloganları dillendirmiş olmanız elbette tek başına bir
eleştiri konusu olamaz. Bunun solun Türkiye'de henüz siyasal tabloya yansımayan
ağırlığını göstermesi açısından bile bir anlamı var.
CHP Genel Başkanı faşizme karşı
mücadeleden, yoksulluktan, işsizlikten, emekçi kitlelerin sorunlarından,
taşeronluğun kaldırılacağından söz ediyor. "Bunları ne hakla ağzınıza
alıyorsunuz" demeyiz… Partinize üye olan, oy veren, ilgi gösteren ya da
sizi bir siyasetçi olarak destekleyen geniş kesimler içinde CHP'ye sol adına
umut bağlayan küçümsenmeyecek bir bölmenin niyetlerini sorgulamak da bize
düşmez.
Yoksulluğun, işsizliğin,
eşitsizliklerin, bağımlılığın, gericiliğin panzehiri sosyalist bir düzendir,
biz bunun güncel ve tarihsel gereklerini yerine getirir, ülkemizin temel
sorunlarını çözmeye dönük devrimci programımızı hayata geçirmeye çalışırız.
Bu süreçte sermaye sınıfının
saldırıları karşısında emekçi kitleleri güçlendirecek, işçi sınıfının
özgüvenini artıracak, emperyalistlerin ülke içi manevra yeteneğini azaltacak,
gericiliğin yükselişini durduracak, Kürtlerin eşitlik arayışını halklarımızın
birliğini pekiştirecek kanallara yerleştirecek somut kazanımlar da partimizin
devrimci mücadelesinin parçasıdır.
Bütün bu başlıklara ilişkin
atacağınız gerçek adımları "bunlar demagoji" diyerek
karşılamayacağımızdan emin olabilirsiniz.
"Taşeronluğu kaldıracağız"
dediniz; hükümet olmayı beklemeyin, bu konuda gerçek bir çalışma yürütün. Bir
mücadele zaten sürüyor, gözünüzü karartıp, sözünüzün arkasında durursanız, bu
mücadele size enerji verecektir. Yanıtlamanız gereken soru, Avrupa Birliği uyum
yasalarına, özelleştirmelere, kapitalizmin bugün her tarafa yayılan
örgütlenmesine dokunmadan taşeronluğu nasıl kaldıracağınızdır. Doğrusu sorunun
yanıtını biz de merak ediyoruz.
Ezilenlerden, yoksullardan,
emekçilerden söz ediyorsunuz. On yıllardır özelleştirme politikaları toplumsal
eşitsizlikleri artırdı, Türkiye ekonomisinin bünyesini zayıflattı, bağımlılığı
pekiştirdi, işsizliği tırmandırdı, emeğin örgütlü gücüne yeni darbeler vurdu.
Şimdiye kadar yaptığınız gibi
"kamu yararına", "saydam", "yolsuzluklara izin vermeyen"
özelleştirmelerden mi dem vuracaksınız, yoksa TÜPRAŞ, TEKEL, TELEKOM ve benzeri
işletmelerdeki özelleştirme uygulamalarını iptal mi edeceksiniz?
İkincisine sizi ortaya atan,
bugünkü rüzgarı sağlayan iç ve dış odaklar izin vermez; ilkini tercih ettiğinizdeyse
bunu "sol" adına yapmanıza biz asla izin vermeyiz.
Avrupa Birliği ve ABD ile
ilişkileri AKP'nin tekelinden çıkarmanız mümkündür elbette ama bu
"başarı"nızı solculukla örtüştürmeniz mümkün olmayacaktır. İzin
vermeyiz.
Türkiye cemaatlerin, tarikatların
kontrolündeyken "sol" adına yapılması gerekenler bellidir.
"Samimi müslümanlara" hitap ederek işin içinden çıkamazsınız. Bunun
yapılmasına kimse itiraz etmez ama Türkiye gericiliğini durdurmak için herhalde
başka şeyler gerekecektir. Bundan kaçındığınızda size misyon yükleyenlerden
gelecek "aferin"e büyük bir değer veriyor olabilirsiniz.
Bizim ve halkımızın geleceği için
solun değerleri büyük önem taşıyor. Bu değerleri AKP''nin, yandaşlarının yok
etmesini engelledik, siz buna soyunduğunuzda, size de engel oluruz.
Dahası, AKP'nin yarattığı
karanlıktan duyulan kaygı, hatta korku kullanılarak halkımızın bir kez daha bu
karanlığı meşrulaştıracak bir hamleye kurban edilmesine hiç izin vermeyiz.
Sayın Kılıçdaroğlu,
Türkiye solunun, bugün sandığa
kesinlikle yansımayan bir ağırlık ve öneme sahip olduğunu unutmayın. İşçi
sınıfının bütün hak arama mücadelelerinde, sermaye sınıfının saldırgan
hamlelerini püskürtmeye dönük etkili-etkisiz sayısız kavgada, gericiliğe ve
faşizme karşı direnci simgeleyen eylemlerde, emperyalizme karşı yurtsever
tavrın açığa çıkmasında solun merkezi bir yeri oldu. Bunu hafife almamanızı
öneririz.
Size TKP adına yazıyoruz. Ama bilin
ki, bugün size umut bağlayanların önemli bir bölümü de AKP'nin açtığı yola
"sol" adına giriş yapılmasına asla tahammül etmeyecektir.
Türkiye'nin çileli yoksullarını bu
uğursuz yola bu kez "sol"dan sokmak için size yüklenen misyonun size
yalnızca onursuzluk getireceğini bilmenizi ve başka her şeyden önce bundan
korkmanızı diliyoruz.