Zonguldak’ta, taşeron bir firmanın
işlettiği işyeri, yine maden işçilerine mezar oldu. Bu tür olaylarda hep aynı
şeyi tekrarlamak zorunda kalıyorum. Üç kuruş peşinde canlarından olanların
başına gelenler başlı başına bir felaket! Ancak, daha kötüsü, bu insanların
‘sahipsizliği’! Kuzuların sessizliği!
Artık, iş güvenliği, işçinin,
emekçinin hayat koşulları, hakkı, hukuku, siyasal tartışmanın konusu olmaktan
çıktı. Asıl sorun burada! Yeraltı veya üstündeki iş yerlerinin, çalışanlarına
sıkça mezar olması, o olmazsa sağlıksız koşullar, düşük ücret, sosyal
güvencesiz çalışma koşulları adına ses seda kesildiği oranda, ‘iş mezarlıkları’,
işyeri adı altında işleyen ‘işkence haneler’ artıyor, artacak! O halde, böylesi
olaylar karşısında kıyametler kopmalı, sebep olanların iki cihanda hesap
vermeye mecbur oldukları hatırlatılmalı!
Maalesef durum bu değil, bu türden
facialar sıradan gündem olmanın ötesine geçemiyor, üstü kapatılıyor, kimse
‘sorumlu’ arayışına girmeye hevesli değil! Son dört-beş ay içinde art arda
yaşanan benzer olayların araştırması ne oldu, hatırlayanınız var mı?
Siyaset sahnesinde, lafla olsun,
‘güçlüye karşı güçsüzden yana’ olan kimse kalmadı. Solcular, emekçilerden,
onlar adına ses vermekten çoktan vazgeçtiler. Onlar şimdi ‘demokrat’! İnsanca
yaşama hakkının esamesi okunmayan, emek sömürüsünü sorun etmeyen, kâr hırsı
adına insan canının tehlikeye atılabildiği bir düzeni sorgulamak gibi bir derdi
olmayan, bir ‘demokrasi’ kalesi kurdular, içine saklanıp yeni türküler
tutturdular, geçinip gidiyorlar!
‘İslamcılar’, ‘muhafazakâr’ adı
altında iktidar oldu, insanlık gibi bir dertleri kalmadı! Kapitalist olmanın
keyfini çıkarmaya koyuldular, dünya yansa bir kalbur samanları yanmıyor! Kalemi
eline alan, tüm maharetini müteahhit firmalara mazeret bulmak için kullanıyor.
Bunu yapmaya gönlü razı olmayan, hiçbir şey olmamış gibi, emekçilerin
mezarlarından ıslık çalarak geçiyor. Sıkıysa, taşeron sistemini, bu sistemden
sermaye büyütenleri dillerine dolasınlar! Benzer bir şey, tüm medya çevreleri
için geçerli! Sıkıysa, iktidarın dağıttığı rant sistemine ‘kışt!’ desinler!
Öteden beri tezgâhını sermayenin
çıkarları istikametinde kuranlar bir yana, yazıklar olsun, olanlara seyirci
kalıp hâlâ, kendilerine solcu deyip ortalarda gezenlere! Yazıklar olsun, içinde
emek sömürüsü, sosyal hak/hukuk derdi olmayan ‘demokrasi’nin sahtekar
havarilerine! Yazıklar olsun, iş emekçiye gelince, ‘Karadır bahtımız kara’ diye
manşet atarak, işi kaderciliğe dökmekten sıkılmayan, Taraf’tarlara!
Güneydoğu’da çatışmalarda ölen her iki taraf için de ‘kara bahtlı’ deyip
geçebilir miyiz?
Yazıklar olsun, ‘dini değerler’
üzerinden iktidar olup, insanlıktan çıkmış yeni sermaye azgınları ve onların
borazancılığına soyunanlara! Yazıklar olsun, konu iş kazası olunca ‘kaderci’,
ihale peşinde koşmaya gelince, en acımasız kul düzenine esir olmakta beis
görmeyenlere!
Solcusunun, demokratının,
dindarının güçlünün yanında hizalanmakta tereddüt etmediği, vicdansızlıkta
buluştuğu bir ülkede, dünyada, güçsüzlerin sesini duyuracak kimse kalmamış
demektir. Kimse kendini kandırmasın, ‘öfkeden çılgına dönmemek’, ‘sessiz
kalmak’, ‘isyan etmemek’, güçlüye boyun eğmektir!
Ünlü İtalyan siyaset kuramcısı
Norberto Bobbio, “Zenginle fakir, güçlü ile güçsüz arasındaki muazzam farkı
dert edinmek’ siyasal tavrın en belirleyici eşiğidir” diyor. Aklı, vicdanı,
imanı kararmamışlar için ölçü bu olmalı. Kanmayın boş laflara, akla kara, güçlü
ve zayıfa karşı mesafe ile belirlenir. Partiniz değil, ruhunuz, vicdanınız,
alnınız AK olsun istiyorsanız, yaşadığınız ülkede olan bitene bu açıdan bakın,
ses verin, daha fazla insanı kurban vermeyelim.