“O Mahur Beste Çalar Müjganla Ben
Ağlaşırız” ‘68 öğrenci hareketinin gençlik liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan
ve Hüseyin İnan’ın idamlarının ardından yazılmış Attila İlhan şiiridir. 12
Mart’ın zorlu günlerinde Attila İlhan, İzmir’e gitmek üzere Karşıyaka’dan
vapura biner. Vapurdaki radyoda Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın
idam edildiğinin haberi verilmektedir. Attila İlhan o günü şöyle anlatır “Deniz
bulanıktı. Simsiyah alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın çalkantılı. Acı bir
yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra. Vapurda sessiz bir köşe bulup
yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca da bu ilk
mısraları tekrarlayarak yürüdüm.”
“Bir yangın ormanından püskürmüş
genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert
adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı
çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık
karardı”
(6 Mayıs 1972)
Dizede tevriyeli [1] bir kullanım
söz konusudur. Bir kadın ismi olan “müjgan” Farsça’da “kirpik” anlamına gelir
ve şairin “müjganla ağlaşmaktan” ne söylemek istediği daha iyi anlaşılır. O,
“Denizler”e ağlıyordu…
Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947’de
Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle
ilk ve ortaöğrenimini Sivas’ta, liseyi İstanbul’da okudu. Henüz lise
öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu.
Kasım 1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. 1968’de “Devrimci
Hukukçular Örgütü”nü kurdu.
Öğrenci eylemleri içinde etkinliği
giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal
edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı’nda
yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı. Öğrenci
haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İstanbul'a
gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu
eylemlerden dolayı tutuklandı. Ekim 1968’de eylemlerde birlikte olduğu
“Devrimci Öğrenci Birliği”nden arkadaşlarıyla 1 Kasım 1968’de “Samsun’dan
Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”nü düzenledi.
31 Mayıs 1969’da İÜ Hukuk Fakültesi
öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri
işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle
çıkan çatışmalarda yaralandı. 10 Haziran 1969’da “üniversiteyi işgal” ettiği
gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Verdiği bir röportajda
“Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak
devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir.
Dünyanın bütün gericileri biraraya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi
elimizden alamayacaklardır.” diyerek üniversiteden ihracına tepki göstermişti.
12 Mart’ın ilk günlerinde Yusuf
Aslan ile Sivas’a gitmekte iken motosikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu
polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Yusuf Aslan ile birbirlerini
kaybettiler. Yusuf Aslan o sırada, Deniz Gezmiş ise 16 Kasım 1971’de Sivas’ın
Gemerek ilçesinde yakalandı. Ankara’ya götürülerek dönemin İçişleri Bakanı
Haldun Menteşoğlu’nun makamına götürüldü. Mahkemeleri 16 Temmuz 1971 günü
Altındağ Veteriner Okulu Binası’nda Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu
Mahkemesi’nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz Gezmiş ve arkadaşları 16
Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği
gerekçesiyle, 9 Ekim 1971’de idam cezasına çarptırıldı.
İnfaz günü Deniz Gezmiş savcıya
“Ellerimi çözün. Babama mektup yazmak istiyorum” dedi. Subay ve sivil
görevliler bakıştılar. İnfaz savcısı “Sen söyle Deniz. Yazarlar” dedi. Ellerini
çözmediler. Bir daktilo getirildi. Deniz Gezmiş darağacına bakarak, düşünüp,
sözcüklerini tek tek seçerek mektubu yazdırmaya başladı. Mektup bittikten sonra
masanın başında bekleyen cellat ilmiği kavradı. İki eliyle çekti. Genişletti.
Deniz’in incecik boynuna geçirdi. Takvimler 6 Mayıs 1972’yi gösteriyordu. Saat
01.25. İşte o anda Deniz’in gür sesiyle, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye”
sloganıyla çınladı ortalık. Deniz, düzene başkaldıran üniversite gençliğinin
simgesiydi. Karizmatik, öğrenci gençliğinin lideri olarak, şimdiye dek nice
forumda, toplantı ve mitingte konuşmuştu. Nice kez, gür sesiyle öğrenim
gençliğini coşkuya kaptırarak sel gibi sürüklemişti. Ses aynı sesti. Aynı
coşku… Miting alanıydı sanki…
“Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı
bahçede yalnız
O mahur beste çalar müjgan’la ben
ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski
heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da
sıralı sırasız
O mahur beste çalar müjgan’la ben
ağlaşırız
Bir yangın ormanından püskürmüş
genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert
adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı
çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık
karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra
daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut
katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki
kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara.”
(6 Mayıs 1972, Attila İlhan)
Erdal Öz’ün “Gülünün Solduğu Akşam”
ve “Deniz Gezmiş Anlatıyor”, Nihat Behram’ın “Darağacında Üç Fidan”, Oral
Çalışlar’ın “Denizler İdama Giderken”, Turhan Feyzioğlu’nun “Bizim Deniz”,
Türey Köse’nin “İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı” ve Halit Çelenk’in “İdam Gecesi
Anıları” gibi birçok kitap onurlu bir insanın hayatını, inandığı ideoloji için
ölüme giden ve ülkesini seven insanların mücadelelerini anlatır. Yazılar,
fotoğraflar ve görüntüler birer tarihsel belge niteliğinde, o insanların ve o
günlerin birer kanıtı olan belgesel nitelikteki kayıtlardır.
bu bir bayrak yarışı şairin de söylediği üzre bu koşunun en güzel 100 metresini koştu Onlar, devraldk bayrağı onurumuzla ateşiyle devrimin taşımak için nice 100 metrelere, tarih katliamcı zorbalardan faşist cuntadan hesap soracaktır, sorduracağız... ölümünüzle nice Denizler çoğaldı, and olsun size devrimin gülleri ! can verdiğiniz dar ağacından 9 tahta yapıp altına koyacağız kapitalizmi!!!
belkide tarihin en kötü günlerinden birisi; 6 Mayıs...
Tam bağımsız olmadığımızı söyleyip tam bağımsızlık yürüyüşü gerçekleştiren, abd köpeği 6. filoyu denize döken, amerikan büyükelçisinin arabasını yakan bu gençlerin isteği elbetteki ülkemizin emperyalistlerin elinden kurtarmaktı.
Yaptıkları bütün eylemlerde, söyledikleri bütün sözlerde bunu görebilmekteyiz. Solun bittiği bir ülkede neler olabileceği az çok şimdi belli oluyor. Devlet kamu ve kuruluşları özelleştiriliyor, akarsularımıza kadar herşey emperyalistlere peşkef çekiliyor, işsizliğin had safhada olduğu zamanda bile %16 işsizlik başarı olarak görülüyor, işçiler daha çok eziliyor, tarım ve hayvancılık bitiriliyor kısacası ülke yararına hiçbirşey olmuyor.
Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve yoldaşlarını terörist ilan eden zihniyet, ülkeyi satanlarla işbirliği yapıyor, Susurluk gibi kazalarda kirli ilişkileri açığa çıkıyor, Sivas-Çorum-Maraş gibi katliamlar düzenliyor ve kahraman ilan ediliyorlar.
Kim ne kadar karalamaya çalışırsa çalışsın OKUYAN, ARAŞTIRAN insan DENİZLERİN vatan haini değil GERÇEK BİR YURTSEVER olduğunu görecektir.
Yaşasın TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE Yaşasın İŞÇİLER-ÇİFTÇİLER-EMEKÇİLER Kahrolsun EMPERYALİZM Kahrolsun IMF-NATO-ABD-AB
Başlattığınız işi tamamlayacağız
3. Yazan havana 04-05-2010 21:08 - Kayıtlı
bağımsızlık bayrağı.....
Onlar duyarlı idiler ... çekilip bir kenara ülkenin satılışını, sömürülüşünü seyredemezlerdi ve seyretmediler de ! Yaşadıkları ülkenin bağımzılığı ve onuru için hiç ölümden korkmadılar.Dar ağacına ilerlerken bile gözlerindeki o kararlılık tarih saynesinde bizlere umut olmakta...
Bizler unutmayacagız o kahramanları...O özgürlüğün, mücadalenin bayrağı şimdi de dalgalanacaktır.