Ölüm sessizliği demek
mi doğru, yoksa katillerine yenik düşmüş bir ülkenin iniltili çığlığı mı?
Ama havada, kan-kin
-nefret ve düşmanlık kokusu gizliydi.
Kültür Bakanlığı’nın
en üst katındaki yemek salonunda, iki dostumun yardımıyla çıktım masanın
üstüne.
“Sevgili kardeşler,
değerli çalışma arkadaşlarım. İki gündür Maraş’ta kan akıyor. Annelerimizin
karnındaki bebekler şişleniyor, her yaştan insan katlediliyor. Önceden
saptanmış evler, iş yerleri, mahalleler ateşe veriliyor. Faşizm Maraş’ta
cinayetler işliyor, devlet seyrediyor. Sistemin içine çöreklenmiş MHP - ÜGD
çetesi ellerinde silahlar, satırlar, baltalarla kitlesel bir katliam
yapıyorlar. Bu durumun seyircisi olmak en büyük insanlık ayıbıdır. Buradan,
cinayetleri işleyen faşist güruhu lanetliyorum. Susmamalı, tepkilerimizi açığa
çıkarmalıyız. Kahrolsun Faşizm.”
Tarih 1978, 23 Aralık.
Tam 31 yıl önce.
Kültür Bakanlığı'na
bağlı, Milli Folklor Dairesi Başkanlığında ‘Köy Seyirlik Oyunları
Araştırmacısı’ olarak çalışıyor, bir yanda da Çağdaş Sahne’de oynuyordum.
Kültür Bakanı Ahmet
Taner Kışlalı idi. Ertesi gün, İl Kültür Müdürlüğü ‘emrine’ sürüldüm, oradan da
Çorum İl Kültür Müdürlüğü’ne. O gün istifa ettim.
Maraş’ı bilirdim, daha
iki yıl önce; ‘Toprak’, ‘Halkın Gücü’ ve ‘Ağalar Cehennemin Dibine’ adlı üç
ayrı oyunla, traktör römorkörlerini sahne yapıp tüm Pazarcık köylerini
dolaşmıştık.
Köylülerin kendi
oyuncularını sarıp-sarmalayışı, kıymetli bir mücevheri korur gibi kurda-kuşa
karşı kalkan olup korumaları, bir de düğün yerine gider gibi, akın akın
oyunların olduğu köy yollarına kervan misali dizilmeleri, unutulur gibi değil.
Meslek yaşamımda, bir
Söke Ovası’nın devrimci isyanı, bir de Pazarcık köylülerinin üretim ve
paylaşmayı türkü tadında yaşamaları, derin izler bırakmıştır.
Söke’nin Tüney
köyünde, ‘Kör Durmuş’ (Durmuş Uyanık), yoksul, topraksız köylüleri, Devrimci
Toprak-İş Sendikası bünyesinde örgütlemiş, toprak ağalarına karşı devrimci
bayrağı yükseltmenin neferi olmuştu. Güneş yanığı tenli, kara-kuru bir adamdı,
Pazarcıklı kardeşlerim gibi. Hepsinin alnı ak, yürekleri özgür ve şarkıları
ortaktı.
23 gün kalmıştık
Pazarcık Ovasında. Ardımızda jandarmalar, siviller o köy senin bu köy benim
oyunlar oynuyoruz...
Evlerinde konuk
oluyoruz canların. Sofralarına ortak olup, cem ediyoruz barış ve kardeşlik
için.
Benim için 78’de ateşe
verilip, kurşuna dizilenler bu yüreklerdir işte.
Faşizm, Maraş’ta
yükselen insanlığın kardeşlik mücadelesinin önünü, ateş ve kan ile kesmek
istemiştir.
Dönemin, ÜGD Genel
Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’dur.
Olayın elebaşları ise,
aynı merkezden ve MHP’den yönlendirilen aynı ‘cinayet’ kadrolarıdır
Şimdi, bu insanlık
ayıbı katliamla ilgili edindiklerim ile bazıları mahkeme kayıtları olan
biriktirdiklerimi yeniden inceliyorum.
*Ülkücü Gençlik
Derneği tarafından getirilen "Güneş Ne Zaman Doğacak" adlı film, 16
Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime sokulur.
19 Aralık günü 20.00
seansının sonuna doğru, tesiri az bir bombanın patlamasıyla bir tahrik başlar.
Salonda film sırasında
sık sık "Müslüman Türkiye" "Milliyetçi Türkiye",
“Komünistler Moskova'ya” "Başbuğ Türkeş" gibi sloganlar atılır.
(Cumhuriyet Gazetesi)
Filmi izleyenler
arasında bulunan bir grup ülkü ocağı mensubu, "Bu bombayı solcular
attı" yollu söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle,
PTT ve CHP binalarına sloganlar atarak yönelmiş ve saldırılarda bulunmuşlardır.
(Hürriyet Gazetesi)
Mahkeme tutanaklarına
göre:
*Patlamanın
arkasındaki kişi, Ökkeş Kenger’den başkası değildir.
*20 Aralık'ta akşam
saatlerinde "Alevi ve solcuların çoğunlukla gittiği Yeni Mahalle'de
bulunan Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır.
*Sonraki akşam bir
başka bomba da sağ görüşlü Güngör Gençay adlı yurttaşın evine atılır.
(Cumhuriyet Gazetesi)
*Aynı akşam (21 Aralık
1978) Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu
(TÖB-DER üyeleri) okuldan evlerine giderken silahlı saldırıya uğrarlar.
*Öğretmenlerden Hacı
Çolak olay yerinde yaşamını yitirirken, Mustafa Yüzbaşıoğlu hastaneye
götürülmesine rağmen kurtarılamaz!
*Solcu öğretmenlerin
cenazeleri önce Maraş Lisesi önünde, ardından da beş bin kişinin katıldığı
kortej halinde Ulu Cami'ye doğru yola çıkarılır. (Cumhuriyet Gazetesi)
*Bu arada, sağcı
gruplar cenaze törenine saldırmak için geceden çevre il, ilçe ve köylerden adam
getirmek için "Komünistler, Aleviler Cuma namazında camileri
bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını
yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım” yollu
çağrı propagandalarında bulunurlar. (Mahkeme kayıtları)
*Öte yandan Maraş
Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak, Sünni halkı kışkırtmıştır. (Tanık
ifadesi-Meryem Polat)
*Devlet Hastanesi
Başhekimi'nin, Cumhuriyet Savcısı'nın zorlamasına rağmen, cenazeleri Cuma
namazının bitimine denk getirmesi, işlemleri geciktirmesi başka bir soru
işaretidir. (Milliyet Gazetesi)
*Cenaze korteji camiye
doğru giderken, polis ve askerler pankartlara kadar her şeyi toplarlar. Bazı
yurttaşlar göz altına alınır.
*Cenazeler camiye
yaklaştığında toplanan saldırganlar "Komünistler Moskova'ya, Katil
İktidar" sloganlarıyla saldırıya geçerler. Taş, sopa, kiremit parçaları,
balta ve satırlarla, patlayıcı maddelerle korteje saldırılar başlar. (Mahkeme
kayıtları)
*Kortej dağılır ve
cenazeler sahipsiz kalır. Cenazeler askerler tarafından Devlet Hastanesi
morguna kaldırılır.
*Gruplar halinde kent
içine yayılarak Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldıran
faşistler, önlerine çıkanların canlarına kast etmeye, ev ve işyerlerini tahrip
etmeye başlamışlardır. (Tanık ifadesi-Kamil Berk)
*DİSK, TÖB-DER,
POL-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve Sağlık Müdürlüğü binaları yıkılıp
yakılır, av tüfeği satan dükkanları talan ederek silahları alırlar. Sokak
aralarındaki çatışmalarda üç saldırgan hayatını kaybeder. (Mahkeme kayıtları)
*Bir çok mahallede,
sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerlerin bir bölümü
saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar. (Milliyet Gazetesi)
*Askerlerin elinden
sığınanları alıp kurşuna dizen saldırganlar, Sağlık Ocağından, Devlet
Hastanesine getirilenleri kurşuna dizmeye, öldürmeye başlarlar. (Cumhuriyet
Gazetesi)
22 Aralık'ta faşistler
tarafından başlatılan katliam, beş gün sürmüştür.
Devletin tüm
kurumları, yetkilileri ve güvenlik güçleri durumu kontrol edememişlerdir.
Katliam adeta insan
avına dönüşmüştür.
Resmi kayıtlara göre
111 kişi, ama gerçeğinde 378 can yakılıp, kurşuna dizilip, boğazlanıp
katledilmiştir.
Maraş ölüler kentine
dönüşür.
Sonra ne mi olmuştur?
Sıkıyönetim Askeri
Mahkemesi gerekçeli kararında, katliamı planlayıp, uygulayanlar olarak; ‘MHP,
Ülkücü Gençlik Derneği, MİSK’ gibi yasal parti ve örgütlerle ‘ETKO,
Kontr-Gerilla’ gibi illegal örgütlerin adı geçer.
Bu örgüt isimleri,
sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında ve güvenlik görevlilerinin raporlarıyla,
basında çıkan haberlerde yer alır.
Adana, Kahramanmaraş,
Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Askeri Komutanlığı 1. Nolu Askeri
Mahkemesi’nin gerekçeli kararı sonucu şöyledir:
804 kişi hakkında dava
açılmıştır. Bu sanıklardan 29’u ölüm cezasına, 7’si müebbet hapse, 7’si 15-24
yıl arasında, 29’u 10-15 yıl, 259’u da 5-10 yıl arasında, 26’sı ise 1-5 yıl
arasında hapis cezası almışlardır.
379 kişi davadan beraat
ederken, 68 kişi firarda olduğu, veya dava sırasında ölmüş olduğu için davadan
düşerler.
Öte yandan ölüm ve
müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulanmış ve
cezaları azaltılmıştır.
Ardından mahkemenin
kararı, Yargıtay’ca bozulmuştur.
Yeni yargılama
sonucunda da idam cezaları uygulanmamış, böylece ‘Kanlı Maraş’ dosyası sessizce
kapatılmıştır.
Bu vahşeti, dünya
insanlığının gözleri önünde işleyen caniler, günü geldi ‘vekil’ seçildiler,
günü geldi devletin tepesine yönetici yapıldılar, günü geldi başkaca
cinayetlerin tezgahlayıcıları oldular. Kara para akladılar, çek-senet
mafyalığına soyundular, Susurluk’ta kamyon altından çıktılar, Sivas’ta
canlarımızı ateşe attılar, Gazi’de, Ümraniye’de yüreklerimizi dağladılar,
üniversite avlularında, fabrika önlerinde ölüm kustular, halkın ekmeğine kan
doğradılar.
O gün,
alacakaranlıktı. Üstünden tam 31 yıl geçti.
Ölüm sessizliği demek
mi doğru, yoksa katillerine yenik düşmüş bir ülkenin iniltili çığlığı mı?
Ama havada, kan-kin
-nefret ve düşmanlık kokusu gizliydi!